Türkiye İş Bankası Kumbarası
Evet, o parlak, dökme metal, çarpmasın diye kapıların önlerine koyulabilinecek kadar ağır, vitrinlerimizin süsü, sevdiğimiz, meşhur kumbaramız. İki ucunda, biri içinde tırtıklı dişler olan bozuk para girişi, diğerinde kağıt paraları rulo yapıp atabileceğimiz yuvarlak girişleri vardı. Açması mümkün değildi. Ya annemizde ya da bankada olurdu anahtarı. Benimkinin anahtarı kimdeydi anımsayamıyorum ama bildiğim şey kapağını o kadar çok kurcalamıştım ki en son açıldıktan sonra bir daha kapanmadı :)
1980’lere ait olduğu sanılmasına karşın 1928 yılına aittir ve Türkiye İş Bankasının kuruluşunun 4. yılında o zaman genel müdür olan Celal Bayar’ın düşüncesidir. İlk başta çok tutulmayacağı düşüncesi ile Almanya’dan 2000 adet getirilen kumbara, 1929’da dünyadaki ekonomik krizin etkisi olarak Türkiye’de yerli malı kullanmanın ve para biriktirmenin politik olarak benimsenmesi ile kumbaraya büyük bir talep oluyor. Talepler ithal edilerek karşılanamayınca Şakir Zümre adlı döküm fabrikasında üretmeye başlıyorlar.
Kumbaraya rağbet o kadar büyük oluyor ki 1932 yılında 5 yıl boyunca 3 ayda bir yayımlanacak “İş Kumbarası”adında bir dergi bile hazırlanıyor ve kumbara alanlara hediye ediliyor. Dergide her şey kumbara ve para biriktirme üzerine. Dönemin ünlü insanlarıyla röportajlar yapılıyor, hikayecilerine hikayeler yazdırılıyor ve hatta Faruk Nafiz Çamlıbel’e ‘Kumbara’ adında bir oyun yazdırılıyor ve okullarda bu oyun oynanıyor.
Şimdilerde yeniden verildiğini duydum, bizler gibi şimdikilerde kendi dönemlerine ait olduğunu sanacaklardı ama artık yazdım kusura bakmasınlar :)

