Ana gemiyi yani düşmanı öldürmenin yollarından bir diğeri ortada yer alan kırmızı top. Bu bölgeyi kestiğiniz zaman düşman yeniliyor. Böylelikle bir sonraki bölüme geçiyorsunuz. En fazla yüzde 99.9 oranında sıkıştırabiliyorsunuz. Bu size 500.000 puan kazandırıyor. %99.8′lik küçültmede 350.000, %99.7′lik küçültme ise size 300.000 puan kazandırıyor. Bölümü tamamlamak için ekranın yüzde 80′lik dilimini kesmeniz yani ufaltmanız gerekir. Bölgeyi ufalttıkça arka planda bir sonraki bölümü görebiliyorsunuz. 16. Bölüme geçebilmek için bütün zorlukları (easy,medium,hard) bitirmeniz gerekir.
LCD ekranlı, güçlü işlemciye sahip, son teknoloji bilgisayarda bile yeri doldurulamayacak bir oyun.
Bu efsane oyunu indirmek için tıklayın.. Sadece 426 kb..
]]>Mesaj kağıtlarımız genelde eski ilanların A7 boyutunda kesilmiş haliydi.
]]>Hiçbir galibiyetin bu olayı gölgeleyemeyeceğini düşünmeme rağmen Fenerbahçe elbette bu maçın rövanşını tarihe yazılacak maçlarla alırken Galatasaraylı oyuncuların yenilmelerine rağmen Fenerbahçe’nin “Bayrak dikme” olayının rövanşını almaması için Ali Sami Yen stadının orta yuvarlağını korumaya çalışmaları, Fenerbahçeli tarafların “Nöbet çizelgesi: “01–03: Sabri, 03–05: Necati, 05–07: Emre, Nöbetçi Çavuş: Adnan Polat, FİRAR: Özhan Canaydın” şeklinde esprilerine ve “Bayrağı diksek böyle keyifli olmazdı” yorumlarına sahne olmuştur.
“Bayrak dikme” olayından 10 yıl sonra 2005–2006 sezonunda 22 Nisan Cumartesi günü yapılacak olan derbiden önce Fenerbahçe’nin tarih yazdığı maçlardan birinin sonucuna hitaben hazırlattığı “6–0” ürünlerini ve Galatasaray’ın ise “Bayrak diken Souness” ürünlerini hazırlatması takım yetkilileri tarafından tesadüf olarak açıklandı. Bizde yedik :)
Graeme Souness Şükrü Saraçoğlu stadına bayrak dikme anını aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz.
]]>Bizim izlediğimiz bölümleri siyah beyaz olmasına rağmen orijinalinde zemin rengi Bay Meraklı’nın ruh haline göre renk değiştirirdi. Çoğunlukla çizerimizin Bay Meraklıyı ekrana çizmesi ile başlar, daha sonra kâh Bay Meraklının başına olmadık işler gelir, kâh çizerle kavga eder ve bizi böylece ekran başına kilitlerdi. Hele birde gülmesi yokmuydu puuffrrrsss, diye gülmesine ayrı bir gülerdim. Birde sevgili Bay Meraklının sahneden düşmesi vardı ki çoğu zaman çizerin tuzaklarından biri olurdu.
Sonralarda Vestel reklamlarıyla anımsadığımız Bay Meraklıyı özleyenler küçük bir bölümünü izlemek için buradan buyurun.
]]>Kısaca bir maçın en az iki bölüm sürdüğü, bir şutun ayaktan çıkş şiddetine göre 2-3 saniyede alacağı mesafeyi 3 ila 5 dakika arasında aldığı, fizik kurallarını alt üst eden hareketlerin yapıldığı ilginç mimik ve jestlerin olduğu, ekrana şapşal şapşal baktığımız unutulmaz (efsane) bir çizgi film.
Tsubasa hakkında bilinmeyenler:
Aşağıda size çizgi filmin karakterlerini tanıtayım.
Aşağıdan Nankatsu-meiva final maçı videosunu izleyebilirsiniz.
]]>1940, San Fransisco, ABD doğumlu Çin kökenli bu Kung Fu savunma sanatı ustası Bruce Jun Fan Lee’yi aslında o yıllar biz, dilimiz dönmediği için olacak, “Buruş Li” olarak bilirdik. 11 yaşımda gerçek adını öğrendiğimde hayrete düştüğümü hatırlıyorum.
O yıllar “Buruş Li”nin (müsadenizle kendisinden sevdiğim adıyla bahsedeceğim) her filmini heyecanla bekler, biletlerimizi bir gün önceden alırdık. Filmin kendisi, öncesi ve sonrası şiddet dolu olduğu için kızlar bu aktiviteye dahil edilmezdi. Fuayesinde Tommiks, Texas, Zagor ve Mandrake sayılarının takas edildiği, kantininden muhakkak peynirli poğaça ve –iddia ediyorum dünyanın en lezzetlisi- Bağlar Gazozu alınan sinemada film başladığında çıt çıkmazdı. Kâh küçük Çin kasabası’nı haydutların zulmünden koruduğu, kâh öldürülen anne-babası ve ırzına geçilen bacısının intikamını aldığı, kâh Kung Fu okulu adına turnuvalara katılıp 2 metrelik siyahi rakibini darmadağın ettiği filmlerindeki her hareketi nefesler tutulmuş şekilde seyredilirdi. Sinema çıkışında ise tüm çocuklar, ergen tekeler misali, seyrettiğimiz filmdeki hareketleri “Buruş Li” çığlıklarıyla birbirimiz üzerinde denerdik. Bu arbede sırasında 2-3 arkadaşımızın kol veya bacağını kırdığı olmuştur.
Çocuk dünyamızın bu çekik gözlü kahramanına bir selam benden; elbette en az kendisi kadar karizmatik ve esrarengiz ölümüyle de yine babasının izini birebir takip eden, Crow filmi ile gönüllerde taht kurmuş oğlu Brandon Lee’yi unutmamak gerek.
]]>
Korkudan resmen ölüyordum ya hatta olayı abartıp kendime bir korku battaniyesi edinmiştim. O da nedir diye sorarsanız ananenin kalmış yünlerinden kare şeklinde birsürü örgü yapması sağlanır. O renk renk kareler (şöyle 70–80 küçük kare oluyor) birbirine dikilir ve battaniye elde edilir. Korku battaniyesi olmasının nedeni ise film seyrederken üstünüze örtersiniz ve delikten (yün örgüdeki delik olayı) filmi rahatça izlersiniz. Korktun mu hemen kapan battaniyenin içine, iyi göremiyorsan parmağınla deliği büyütebilirsin :)Clémentine 1985 yılında yapılmış. Yazarı Bruno-Rene Huchez, senaristleri Gilles Taurand, Olivier Massartmış. Müziği Paul Koulak tarafından yapılmış. Sözleri;
clémentine, quand tu fermes les yeux
tu devines le merveilleux
clémentine, prends nous dans ta bulle bleue
tant pis si c’est dangereuxquand on a seulement 10 ans
souvent on voudrait bien être plus grand
pour partir en avion en s’envolant d’un coup de vent
tout là-bas vers l’horizon
on fait comme la p’tite clémentine
on rêve de nuits de chine, de nuits câlines
et tout va beaucoup mieux quand hemera vous tend les bras
le mal fuit, le mal s’en vaclémentine, tu te bats jour et nuit
tu défies la maladie
clémentine, on ne te quitt’ra pas
et un jour tout s’arrang’rala terre est si belle vue du ciel
ca donne envie de vivre près du soleil
a chaque tour d’hélice, on pousse des cris, on s’émerveille
comme c’est bon d’avoir des ailesallons ensemble nous promener
et faire le tour du monde sans nous presser
il y a tant d’amis qu’on a envie de rencontrer
clémentine va nous guider
Çizgi filmin girişi…
]]>
1980’lere ait olduğu sanılmasına karşın 1928 yılına aittir ve Türkiye İş Bankasının kuruluşunun 4. yılında o zaman genel müdür olan Celal Bayar’ın düşüncesidir. İlk başta çok tutulmayacağı düşüncesi ile Almanya’dan 2000 adet getirilen kumbara, 1929’da dünyadaki ekonomik krizin etkisi olarak Türkiye’de yerli malı kullanmanın ve para biriktirmenin politik olarak benimsenmesi ile kumbaraya büyük bir talep oluyor. Talepler ithal edilerek karşılanamayınca Şakir Zümre adlı döküm fabrikasında üretmeye başlıyorlar.
Kumbaraya rağbet o kadar büyük oluyor ki 1932 yılında 5 yıl boyunca 3 ayda bir yayımlanacak “İş Kumbarası”adında bir dergi bile hazırlanıyor ve kumbara alanlara hediye ediliyor. Dergide her şey kumbara ve para biriktirme üzerine. Dönemin ünlü insanlarıyla röportajlar yapılıyor, hikayecilerine hikayeler yazdırılıyor ve hatta Faruk Nafiz Çamlıbel’e ‘Kumbara’ adında bir oyun yazdırılıyor ve okullarda bu oyun oynanıyor.
Şimdilerde yeniden verildiğini duydum, bizler gibi şimdikilerde kendi dönemlerine ait olduğunu sanacaklardı ama artık yazdım kusura bakmasınlar :)
]]>